Yrd. Doç. Emine Ülkü Sarıtaş Röportajı

IEEE Bilkent Öğrenci Kolu Mühendislikte Kadın (WiE) koordinatörü Elif Aygün ile birlikte IEEE Türkiye Mühendislikte Kadın koordinatörü ve Bilkent Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği öğretim üyesi Yrd. Doç. Emine Ülkü Sarıtaş ile keyifli bir röportaj yaptık.

IMG_4782 (1)
Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Ben Emine Ülkü Sarıtaş. Bilkent Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinden 2002 yılında mezun oldum. Daha sonra lisansüstü ve doktora çalışmalarım için Stanford Üniversitesi’ne gittim.  2009 yılında doktoramı aldıktan sonra üç sene Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de Biyomühendislik Bölümü’nde doktora sonrası çalışmalar yaptım. 11 sene Amerika’da yaşadıktan sonra Eylül 2013’te Bilkent’e döndüm. Şu anda Bilkent Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinde yardımcı doçent olarak çalışıyorum, ve aynı zamanda araştırmalarımı Ulusal Manyetik Rezonans Araştırma Merkezi – UMRAM’da yürütüyorum. Araştırma konularım genel olarak biyomedikal görüntüleme, bunun özelinde manyetik rezonans görüntüleme ve manyetik parçacık görüntüleme teknolojilerinin geliştirilmesi. Bu teknolojilerin hem donanım hem de algoritma ve görüntü-sinyal işleme kısımlarının geliştirilmesi konusunda çalışıyorum.

Elektrik ve elektronik mühendisliğini nasıl seçtiniz? Üniversiteden mezun olduktan sonra sizi lisansüstü ve doktora çalışmaları yapmaya iten şey neydi?

Ben ortaokul yıllarımda mimar olmak istiyordum. Resim çizmeyi çok seviyordum. İçinde matematik de olduğundan mimarlık benim için güzel olur diye düşünmüştüm. Ama sonrasında yapmak istediklerimi düşününce benim için mimarlığın kısıtlayıcı olabileceğini düşündüm. Araştırma yapmak da istediğimden mimarlığın istediklerimi tam olarak karşılayamayacağına karar verdim. Mühendislik ve sonrasında akademisyenlik seçimi ise benim için aslında sürpriz olmadı. Zaten annem ve babam dolayısıyla mühendisliğe aşinaydım. Annem de babam da hem mühendis hem akademisyendi. Onlar her zaman akademik hayattan överek söz ettiler. “Kendi işinin patronu oluyorsun, kendi zamanını kendin planlıyorsun” diyerek söz etmeleri ve bilime de önem veren bir ailede büyümem, akademik bir kariyer seçmemin öncelikli sebebi. Bunun dışında, etrafımdaki arkadaşlarım da akademik hayata hevesli kişilerdi. Zaten üniversitede en yakınımdaki arkadaşlarımın hepsi doktora yaptılar. Bazıları doktoradan sonra akademik kariyere devam etmeseler de doktoranın insana çok şey kattığına inanıyorum. Her şeyden önce uzun soluklu bir projeyi başından sonuna götürmeyi ve o süreçte çıkan zorluklar karşısında pes etmemeyi öğretiyor. Sırf bu yüzden bile herkese tavsiye ederim.

Yurtdışında tanınmış bir üniversiteden doktora derecesi almanın size ne gibi faydaları olduğunu düşünüyorsunuz?

Bence imkânı olan herkes hayatının bir döneminde yurtdışında yaşama deneyimini tatmalı. Nasıl ki herkes içinde büyüdüğü aileden çıkarım yaparak bütün ailelerin kendi ailesi gibi olduğunu düşünüyorsa, kendi ülkesini de tek ülke modeli zannedebiliyor. Tabii bu tarz algılar günümüzde sosyal medya nedeniyle azalsa da, başka ülkeler başka kültürler tanıyınca insanın hayata bakışı da değişiyor. Her şeyden önce hoşgörü kazanmış oluyorsun. Senden farklı tercihler yapan insanların da aslında iyi insanlar olduğunu görüyorsun.

Bunun dışında, burada öğrencilere çokça vurguladığım gibi, biz kültürel olarak zekâyı çok ön plana çıkaran bir milletiz. “Başarılı olmak için çok zeki olmak gerekiyor”, “zekiysen çok çalışmadan da başarılı olabilirsin” şeklinde bir görüş var ülkemizde ne yazık ki. Ama orada bunun böyle olmadığını gördüm. Stanford’da dünyanın farklı yerlerinden gelen birçok insanla çalışma fırsatı buldum. Hepsinin ortak noktası kesinlikle çok zeki olmaları değil, çok çalışmış olmaları, çalışmayı hayatlarının bir parçası haline getirmiş olmaları. Yurtdışı deneyimim bunu daha net görmemi sağladı. Orada birisine övgü olsun diye “aa ne kadar zeki” değil “çok çalışkan” dediklerini duydum sadece.

IMG_4786 (1)

Sizin gibi yurtdışında tanınan üniversitelerde doktora-yüksek lisans yapmak isteyen öğrencilere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Birincisi çok çalışsınlar. Yurtiçinde de lisansüstü-doktora çalışmaları yapabilecekleri çok iyi yerler var. Ama illa yurtdışına gideceğim diyorlarsa lisans seviyesinde derslerine dikkat etmeleri gerekiyor. Buradaki her ders ve daha fazlası doktorada gerekiyor. Keşke ben de burada aldığım her dersin içeriğini tümüyle hatırlayabilsem, araştırmalarımda çok faydası olur diye düşünüyorum. İkincisi lisans seviyesinde hocalarıyla iletişime geçip araştırma neye benziyor bunu anlamaya çalışsınlar. İkinci-üçüncü sınıftan itibaren bunu yapabilirler. Bu seviyede aktif olarak bir araştırma grubunun içine giremeseler de en azından gözlemleme fırsatı bulurlar. Birkaç farklı hocayla temasa geçerek ilgilerini çeken konuyu bulabilirler ve o konuda bir ön deneyim edinebilirler. İlgilendikleri alanı belirledikten sonra başvuracakları okulları seçmekten ziyade o okullardaki ilgi duydukları alanda çalışan hocalara yönelmeleri daha faydalı olacaktır. Doğrudan bu hocalara mail atarak temasa geçmeleri lazım. Bir mail atmayla cevap alamayabilirler çünkü hocalar hem meşgul, hem de gelen kutuları da hep dolu oluyor. Ama birkaç kere farklı farklı kişilere mail atıp şanslarını artırabilirler. Yüksek lisans-doktoraya kabul edildikten sonra da gittikleri okullarda altyapılarını güçlendirecek dersler almalarını öneririm. Bu süreçte mümkün olduğunca makaleler okuyup literatüre alışmaları gerekiyor. Ben bu sürece “marine olma süreci” diyorum. Bilgiye ne kadar çok maruz kalırsan o bilgiyi o kadar çabuk özümsüyorsun. “Ben önce dersleri bitireyim sonra araştırma yapayım” değil, erkenden araştırmaya başlamalarını tavsiye ediyorum.

YÖK’ün 2014 yılında yayınladığı verilere göre neredeyse tüm alanlarda çalışan kadın akademisyen sayısı, erkek sayısından daha az. Siz akademik hayatta böyle bir fark gözlemlediniz mi?

Elektrik elektronik mühendisliğinde olduğumuz için bu farkı ister istemez gözlemliyoruz maalesef. Öncelikle, lisans düzeyinde kız öğrenci sayısı hep daha az. Biyomedikal tarzı insan doğasına daha yakın konular üzerine çalışıyorum. Bu konularda kız/erkek öğrenci oranı bölümün geneline göre biraz daha yüksek. Ben de mümkün olduğunca grubumda kız/erkek oranını dengeli tutabilmek istiyorum. Şu an benim araştırma grubumdaki 10 öğrenciden 4’ü kız. Elektrik elektronik mühendisliğinde şu andaki istatistikleri düşündüğümüzde bu oran fena değil diye düşünüyorum. Türkiye’nin genelini ve tüm alanları düşününce, akademik ortamdaki kadın sayısı diğer ülkelere kıyasla kötü değil. Benim gördüğüm, mezun olduktan sonra endüstride çalışmaktan ziyade akademiye yönelen çok sayıda kız öğrenci var. Öte yandan, mühendislik alanlarında kadın/erkek akademisyen oranını eşitlemek için tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kat edilmesi gereken çok yol var. Bunun için lisans seviyesinden de önce, daha lise seviyesindeyken kız öğrencilerin mühendisliğe özendirilmeleri gerekiyor.

Kız öğrencilerin mühendisliğe daha az yöneldiğini ve toplumda da böyle bir ön yargının olduğunu görüyoruz. Sizce bunun nedenleri neler? Siz meslek seçimi yaparken böyle bir önyargıyla karşılaştınız mı?

Bu tamamen toplumsal bir önyargı bence. Benim açımdan mühendislik seçmek çok doğal bir süreç oldu, çünkü annem elektrik elektronik mühendisiydi. Etrafımdaki hiç kimse de beni bu hedeften uzaklaştırmaya çalışmadı. Belki zaman içinde yerleşen bir önyargı olabilir bu. Ben seneler sonra kendi lisemin mezunlar gününe gittiğimde, bir hocamız kız öğrencilerle yanıma gelip “Bu öğrencilerimiz mühendislik düşünüyor, kadınlara uygun bir meslek midir, anlatabilir misiniz?” diye sordu. Ben lise öğrencisiyken böyle bir sorunun benim önüme geldiğini bile hatırlamıyorum.

Endüstride çalışan insanların şartlarını yakından bilemiyorum, ama her mesleğin zorluğu var. Nedense erkeklerin zor mesleklere daha uygun olduğuna yönelik bir algı var. Kadınların ise iş hayatında karşılaştığı zorlukları kaldıramayacağına yönelik bir önyargı var toplumumuzda. Oysaki kadınlar da en az erkekler kadar güçlü. Böyle önyargılar olabilir, ancak bu önyargılara kafamızı gereğinden çok takıp etkilenirsek bunlar bizi de aşağıya çeker. Bu konuda Amerika’daki Çinli kız öğrenciler üzerinde yapılmış bir araştırma okumuştum. Alt bilgi olarak söyleyeyim: Amerika’da matematik derslerinde en başarılı olan etnik grup Çinliler. Öte yandan “erkekler matematikte daha başarılıdır” gibi bir yanlış önyargı yerleşmiş. Araştırmaya dönecek olursak, bu Çinli kız öğrenciler iki grubuna ayrılıyor ve bir matematik sınavı uygulanıyor. İlk gruptakilere sınavın başında cinsiyetlerini, yani kız olduklarını vurgulayan bir soru soruluyor. İkinci grup ise Çinli olduklarını vurgulayan bir soru ile sınava başlıyor. Birinci gruptaki öğrenciler ikinci gruba göre çok düşük not alıyorlar. Yani, cinsiyetin yarattığı önyargıyı düşünmek insanların başarılarını da negatif etkiliyor maalesef. Bu nedenle bu tarz önyargıların kız öğrencilerimizi etkilemesine izin vermemeliyiz. Günümüzde çözülmeyi bekleyen çok sayıda sorun var ve mühendislik gerektiren bu çözümler bu alandaki kadın eksikliğinden dolayı çoğunlukla erkekler tarafından geliştiriliyor. Mühendislik alanındaki kadın sayısının azlığı sorunlara tek bir bakış açısıyla bakılmasına ve yaratıcılığın yarısının göz ardı edilmesine neden oluyor. Kadınların bu alanlara yönelmesiyle çok daha başarılı çözümlere ulaşacağımıza inanıyorum.

Açıkçası ailelerdeki bu önyargıyı da tuhaf buluyorum. Başarılı kız öğrencileri mühendislik yerine tıpa yönlendirdiklerini görüyorum. Oysaki bir mühendislik diploması aslında bir tıp diplomasına nazaran çok daha uluslararası bir diploma. Ama aileler tıp diyor başka bir şey demiyor, sebebini de anlamıyorum. Benim öğrenci olduğum yıllarda en yüksek puanlı bölümler hep elektrik ve elektronik mühendisliğiydi. Tıbbın popülerliği sonradan arttı. Biraz “iş garantisi var” diye düşünüyorlar tıbbı seçerken anladığım kadarıyla. Ancak hiçbir meslek iş garantisi getirmiyor. 4 sene yan gelip yatan kimse iyi bir iş teklifi alamaz. Bu tıp fakültesinde de böyle. Eğitim öğretim döneminde çalışmamış bir tıp öğrencisinin de sonraki hayatında başarılı olamayacağı açık. Yani hangi meslekte olursan ol, başarılı olmak için çok çalışmak gerekiyor.

IMG_4783 (1)

Biraz konuyu değiştirelim. Bilkent’teki öğrencilik hayatınız nasıldı? Kendi okuduğunuz dönemle şu an arasında ne gibi farklılıklar görüyorsunuz?

Benim hocalarım şu anda sizin de ders aldığınız hocalardı. O nedenle benim için Bilkent’e dönmek eve dönüş gibi oldu. Daha önce derslerde tanıdığım hocaları şimdi toplantılarda daha yakından tanıyorum, onlarla birlikte ders veriyorum. Bu da benim açımdan oldukça keyifli oluyor. Bilkent’te öğrenim gördüğüm dönem hayatımın en güzel dönemlerinden biriydi. Kolay mıydı? Bence değildi. En çok çalışmaya başladığım dönemdi. Her yıl çalışma tempom arttı diyebilirim. Bu yoğun eğitim sürecinde çok güzel arkadaşlıklar kuruluyor diye düşünüyorum, çünkü bu süreçte birlikte yeni şeyler öğreniyor, zorluklar atlatıyorsunuz. Bu süreçte yanınızda olan kişilerle de ömür boyu arkadaşlığınız devam ediyor. Ben bu açıdan çok şanslıydım. Yakın bir arkadaş çevrem vardı. Akşam derslerden sonra kütüphanede buluşup birlikte ödev yapardık, bir yandan da muhabbet ederdik. Sınav dönemlerinde de kütüphanedeki sesli çalışma odalarında güle eğlene ders çalışırdık. Bu dönemde tanıştığım arkadaşlarımın pek çoğuyla da hala iletişim içerisindeyim. Farklı ülkelerde yaşadığımızdan çok sık görüşemesek de yılda birkaç kere buluşmaya çalışıyoruz.

Dersler yönünden kendi okuduğum yıllarla şu an arasında büyük farklılıklar var diyebilirim. Örneğin, benim de şu an verdiğim Circuit Theory dersi, o zamanlar Circuit Theory I ve Circuit Theory II adlı iki ayrı ders şeklinde işleniyordu. Yine Mühendislik Matematiği dersleri (MATH241-242) üç farklı ders olarak işleniyordu. Matematiksel olarak daha ağır bir müfredat vardı. Şu anda ise derslerin uygulama kısmına daha fazla ağırlık veriliyor ve neredeyse her dersin bir proje içeriği var. Bizim dönemimizde de derslerin projeleri vardı tabii, ama şu anla kıyaslayınca derslerin teorik kısmı daha ağırlıktaydı. Şimdi ise “uygulayarak öğrenme” prensibi hâkim ki aslında tüm dünyada da genel akım bu yönde. Uygulayarak öğrenme bilgilerin akılda daha kalıcı yerleşmesini sağlıyor.

Öğrencilik yıllarınızda hiç unutamadığınız bir anınız var mı?

Unutamadığım çok sayıda anım var tabii, ama proje deyince o konuda bir anım aklıma geldi. Dördüncü sınıfta Abdullah Hoca’dan Telekomünikasyon Elektroniği dersi almıştık. Bu dersin projesinde aylar boyu uğraşıp bir FM radyonun RF amfisini sıfırdan tasarlayıp yapmıştık. Yüksek frekansta çalışan devrelerde dikkat edilmesi gereken çok püf noktası olduğu için zor bir projeydi. O amfiyi çalıştırıp radyodan ilk defa müzik dinlediğim anı unutamıyorum. Mustafa Sandal’ın Jest Oldu şarkısı denk gelmişti o anki kanalda, hafızamda bu detay bile yer etmiş nedense. Teknoloji her yerde olunca insana sıradan bir şeymiş gibi geliyor. Bir mühendis olarak teknolojiyi sıradan değil, içine bolca emek girmiş çok değerli bir şey olarak görmemi sağlayan bir andı bu.

Şu anda IEEE Türkiye Kolu Mühendislikte Kadın (WiE) koordinatörlüğü görevini yürütüyorsunuz. IEEE ile ne zaman, nasıl tanışmıştınız?

IEEE ile Bilkent’teki öğrencilik yıllarımda tanışmıştım. Yine aynı dönemde de IEEE’ye üye oldum. Bilkent’teki öğrenci kolunda aktif görev almasam da bir takım aktivitelerde bulunuyordu IEEE Bilkent. Şimdiki kadar aktif değillerdi ama. Şu anda çok sayıda seminer, eğitim ve sosyal etkinlik yapıyorsunuz; çok daha organize olmuşsunuz. Öğrencilik yıllarımdan sonra da IEEE üyeliğim devam etti.

IEEE Türkiye’de görev alma sürecime gelirsek, IEEE Türkiye bir süre dernekler yasasındaki bazı sorunlar nedeniyle aktif değildi. Bu sorun aşıldıktan sonra IEEE Türkiye yeniden kuruldu ve yeni bir yönetim kurulu oluşturuldu. O kurulun davetiyle IEEE Türkiye Mühendislikte Kadın (Women in Engineering) koordinatörü oldum. Daha koordinatörlüğümün ilk senesindeyiz. Bu süreçte hem IEEE Türkiye hem de IEEE Türkiye WiE daha aktif olabilmek için pek çok yeni çalışma içine girdi.

 

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

Bilkent Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği 3. sınıf öğrencisi
IEEE Bilkent Teknoloji101 Koordinatörü
Bilkent Bilgi ve Tanıtım Ofisi’nde (BTO) rehber