Prof. Mete Atatüre Röportajı

Ankara Gazi Anadolu Lisesi ve Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü (1996) mezunu, ülkemizde ve dünyada “ışık seviyesinin gürültü ölçümü” olarak  bilinen tarihi başarıya imza atan Cambridge Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Mete Atatüre ile röportaj yaptık.

FullSizeRender (5)

 

Öncelikle hoş geldiniz, kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz?

Tabii, ben hem iki yıl Amerika’da hem de Türkiye’de Ankara Gazi Anadolu Lisesi’nde lise eğitimine devam edip tamamladıktan sonra 1992’de Bilkent Üniversitesi Fizik bölümüne başladım. 1996’da mezun olup Boston Üniversitesi’ne doktora eğitimi için gittim. Ardından Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü’nde (ETH Zurich) doktora sonrası (post-doc) çalışmalar yaptıktan sonra 2007 yılında Cambridge Üniversitesinde hoca olarak çalışmaya başladım. Halen burada çalışmaktayım.

 

Peki neden fizik bölümünü seçtiniz ve neden Bilkent Fizik?

Fizik okumaya yıllar önce karar vermiştim aslında, yani üniversite sınavı öncesinde. Amerika’daki lise fizik hocam, derste çok konuştuğum ve başkalarını rahatsız ettiğim için benimle bir anlaşma yaptı. Bana birkaç fizik kitap verdi ve bir hafta sonra bu kitaplardan sorduğu soruları doğru cevaplarsam kendisinin bana 100 vereceğini ve derslere gelmek zorunda olmayacağımı söyledi. Kitaplar çok enteresan, çok güzel kitaplardı. Hem fiziğin ilginç konularını, rölativite ve parçacık fiziği gibi, hem de bilim adamlarının hayatları gibi bilimin sosyal kısımlarını da içeren, fiziğin sadece formüllerden ibaret olmadığını gösteren, Manhattan Projesi ve Oppenheimer’ın hayatı gibi konuları da içeren bu kitaplar sayesinde kafamda “bir bilim insanı” resmi oluştu ve fiziğe bu şekilde bağlandım. Daha anlamadan “Ben bu işi yapacağım dedim” ve fırsatları değerlendirip başarılı olabildim.

Bilkent’i tercih etmemim sebebinden bahsedeyim. Bizim zamanımızda fizik alanında en iyi üç okul Bilkent, Boğaziçi ve ODTÜ’ydü. Üçünü de gezdim, üçü de güzeldi ama Bilkent’te tanıştığım kişiler çok bana sıcak yaklaştı -hatta bir tanesi şu anda İstanbul’da hoca- Onlarla beraber sınıfları, laboratuvarları dolaşınca içim ısındı ve “Ben burada okumak istiyorum” dedim ve böylece Bilkent’e geldim.

 

Üniversite hayatının ve Bilkent’in size neler kattığını düşünüyorsunuz?

Bizim dönemde Fizik bölümünden sadece beş kişi mezun oldu (gülüyor). Bu arkadaşlarla beraber çalışmayı öğrendik, beraber yorulduk, birbirimize destek olmayı öğrendik. Hocaların sayısının bizden daha fazla olması sürekli yardım ve ilgi görmemize neden oldu. Okulun şehirden uzak olması hem kötü -çünkü her istediğimizde şehre inip gezemiyorduk- hem de iyi -burada yaşayabilmek için çok güzel dostluklar, arkadaşlıklar kurduk- oldu. O yüzden Bilkent’in bize kattığı çok şey var ama en başa gösterilen ilgiyi koyarım. Çok az kişi olduğumuz için hocalarımız üstümüze titriyordu ve görüyorum ki hala öğrencilerinin üzerine titriyorlar.

IMG_9762

 

Üniversite hayatında hiç unutamadığınız bir anı, bir olay var mı?

Çok var da hangisi söylenir, bilemyorum. Mezuniyet töreni diyebilirim aslında hiçbirimizin unutamadığımız. Bir önceki akşam arkadaşlarla bayağı bir kutlamıştık mezuniyeti. Bu nedenle törene ucu ucuna yetişebilmiştik. Neredeyse kendi törenimizi kaçırıyorduk. Törende ben, bölümüzün flamasını taşıyacaktım. Oldukça da ağırmış! Direklere çarpa çarpa taşımıştım. Ayrıca törende ayrı bir şey yapmak istemiştik arkadaşlarla. Sadece mezun olmayalım, bizlere unutmayacağımız eğlenceli bir anı da olsun istemiştik. Bu yüzden herkes farklı bir şey yapmıştı. Mesela ben kırmızı parlak gözlükler takmıştım, başka biri sahneye terlikle çıkmıştı ve bunun gibi, hocalarımızın o zaman çok tasvip etmediği küçük oynamalar yapmıştık.

Daha lisans öğrencisiyken, fiziğin yüzde birini bile öğrenmemişken İleri Araştırma Laboratuvarı’nda çalışabilme olanağı, hocalarımızın bize gösterdiği ilgiyi unutamam. Şimdi kaç tane binanız var. Biz tek katlı bir laboratuvardan bahsediyoruz. Şu ankiyle kıyaslanamayacak küçük ama profesyonel bir laboratuvarda çalışma şansı elde etmiştik. Bu yüzden tek tek anılardan çok Bilkent’in bize verdiği his, daha ilk yıldan bilim adamıymışız hissi çok önemli.

 

Hayatınızda keşke yapsaydım ya da yapmasaydım dediğiniz bir şey oldu mu?

Oldu. Lisans eğitiminde, daha yeni öğrendiğin bir konuya, bir derse başka bir açıdan bakmak çok yararlı bir şey. Bunu daha sonraları fark ediyorsun çünkü çalışırken sıradaki neyse, örneğin nükleer fizik, hemen oturup onu çalışıyorsun sonra diğer konuya geçiyor ona çalışıyorsun. Ancak bu konuyu başka bir kitaptan, kaynaktan incelemek sana farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Bunu üniversite hayatım boyunca çok az yaptım. Ancak bunu yapmak çok önemli. Çünkü öğrenme aslında o aşamada oluyor. Geri dönüp konuya başka bir açıdan yaklaştığında asıl taşlar yerine oturuyor.

 

Biraz da çalışmalarınız hakkında sorular sormak istiyorum. Geçen yılki keşfiniz ülkemizde büyük yankı uyandırmış, “Işığın sesini ölçen Türk” diye haberlere konu olmuştu. Bu çalışmanın ne olduğunu ve nasıl keşfettiğinizi kısaca anlatabilir misiniz?

Çalışmamız kulaktan kulağa ve çeviriden çeviriye geçince “Işığın sesi ölçülüyorsa sesin ışığı da ölçülür mü?” gibi sorular da geliyor bana zaman zaman (gülüyor). Elimden geldiğince anlatmaya çalışayım. Buradaki ses aslında gürültü yani herhangi bir sinyalin –bunun ses sinyali olması gerekmiyor, ışıkta da aynı şey geçerli- üstündeki dalgalanmalardır. Klasik fizikte diyoruz ki, bir sinyal yoksa onun üzerindeki dalgalanmalar da yoktur. Yani televizyon karlı ise sinyal karlı geldiği için öyledir. Sinyal olmazsa karlı gelmez yani televizyonu kapatırsan hiçbir sinyal gelmez, dalgalanma olmaz. Veya radyo açıksa parazit yapar, kapalı ise elbette parazit yapmaz. Ancak kuantum fiziği diyor ki sıfır noktasında (Zero Point) yani vakum durumunda da boşluk-hiçlikte de bir dalgalanma vardır. Bu sıfır noktasında da Zero Point Energy dediğimiz, bizim kullanamadığımız arka planda bir enerji var. Ve bu enerji, bu dalgalanmaları yaratıyor. Dolayısıyla ben ışığı kapattığımda da aslında Vacuum Fluctuation dediğimiz boşluk dalgalanmalı vardır. Bu indirgeyebileceğimiz en küçük enerjidir. Ama kuantum optiğinde, bazı özel durumlarda bu dalgalanma daha da sakin, daha dingin hale getirilebiliyor. Aslında işin bütün esprisi burada. Bizim gösterdiğimiz şey şu: Sıfırken ışıkta bir dalgalanma var, birken daha da büyük bir dalgalanma var ama sıfırla bir arasında enteresan bir kuantum süper-pozisyon yaratırsan hem sıfırdan hem de birden daha da sakin daha da küçük bir dalgalanma seviyesine inebiliyorsun. Bu insan içgüdüsüne aykırı bir şey olduğu için enteresan. Ve bu şu ana kadar gözlemlenememişti. Ben ve ekibim bunu gözlemledik.

IMG_9760

 

Şu anda üzerinde çalıştığınız konu da bununla mı alakalı yoksa başka bir konu üzerinde mi çalışıyorsunuz?

Şu anda farklı bir konu üzerinde çalışıyoruz. Şu anda genel olarak yaptığımız iş, geleceğin kuantum mekaniğine dayalı teknolojileri ile alakalı fizibilite çalışmaları yapmak diyebilirim. Acaba kuantum mekaniğindeki x özelliği bir işe yarar mı sorusuna cevap arıyoruz. Çünkü şu ana kadar kuantum mekaniğine hep felsefi yaklaşılıyordu. Yani nasıl oluyor da birbiriyle hiç iletişim kurmamış iki parçacık birbirinden haberdar oluyor diye soruyoruz, çok güzel ama şu an sorduğumuz soru “Hiç karşılaşmamış bu iki parçacık arasına bir ileti yaratabiliyorsak bu ne işimize yarar?” sorusu. Bu, telekomünikasyonda işimize yara mı? Hesaplamada işe yarar mı? Bu gibi sorulara cevap arıyoruz.

 

Son bir soru daha soralım. Akademik hayatta sizinki gibi bir yol izlemek isteyen biz öğrencilere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz? Lisans seviyesinde neler yapılmasını tavsiye edersiniz?

Genel olarak yapılması gereken ve benim de yapmaya çalıştığım ama aslında hiçbirimizin tam olarak yapamadığı şey fırsatlar yaratmak. Elinizden geldiğince fırsat yaratmaya çalışmalısınız. Yani başvurmazsan gidemiyorsun yurtdışına mesela. İleri Araştırma Laboratuvarı’nın kapısından girmeden, hocam proje var mı demeden orada Raman ölçümleri yapamıyorsun. Girişken olmak, fırsatlar yaratmak gerekiyor. “Hayır” cevabı alınabilir, fırsatlar verilmeyebilir, başvurular kabul edilmeyebilir ama denemeden olmuyor. Dolayısıyla mümkün olduğunca hayatın sunabileceği fırsatları zorlamak gerekiyor. O fırsatların varsın çoğu değerlendirilemesin, ama değerlendirilebilen bir iki fırsat aslında yetiyor. Eğer aklınızda yapmak istediğiniz şeyler varsa “Ama ben nasıl yapacağım?” demeyin. Fırsatlar yaratın. Hayat her zaman istediğimiz gibi gitmiyor ama ulaşmak istediğimiz o noktaya varabilmek aslında fırsatlara ve biraz da şansa bağlı.

 

Bizi kırmadığınız, çok yoğun olmanıza rağmen röportaja katıldığınız için çok teşekkür ederiz hocam.

Ben teşekkür ederim, görüşmek üzere.

IMG_9763

 

Bilkent Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği 3. sınıf öğrencisi
IEEE Bilkent Teknoloji101 Koordinatörü
Bilkent Bilgi ve Tanıtım Ofisi’nde (BTO) rehber